“Ey Gelê Kurda, Di Îttîfaqê De Quwet Heye”

0

safe_image“Ey Gelê Kurda, Di Îttîfaqê De Quwet Heye”
 ( Ey Kürt halkı,  ittifak’ta kudret vardır )

1990’lı yıllarda Kürtçe yayına başlayan ve 2011’de Dernekleşen Nûbihar Derneği Başkanı Avukat Mehmet Rauf Çiçek, Derginin içeriğinden, Derneğin faaliyetlerine, Kürt meselesi, çözüm süreci, doksanlı yıllar, 28 şubatta yaşadıkları sorunlar ve Bediuzzaman Said-i Kûrdî’nin Kürt meselesi ile ilgili görüşlerini Gazetemize değerlendirdi.

Nûbihar Derneği Başkanı Avukat Mehmet Rauf Çiçek, röportajın detaylarında şunları söyledi:

TÜM KÜRTLERE KAPIMIZ AÇIKTIR

“ Nûbihar dergisi yada Kürtçe ismi ile “Kowara  Nûbihar” 1992 yılının sonbaharında ama bahar ismi ile, yeni bahar ismi ile yayın hayatına başlayan ve Türkiye’de ilk İslami Kürtçe dergi olma özelliğini taşıyan ve o tarihten bu tarihe kadarda aralıksız yayın hayatına devam eden bir dergidir. Nûbihar dergisi, edebi, sanat ve kültür üzerine çalışmalarını yürüten özellik ile tüm Kürtlere, kapısı açık olan Kürt yazar ve düşünürlere kapısı açık olan ve her kesiminde yazısının yayınlandığı bir dergi olma özelliğindedir. Nûbihar dergisi aynı zamanda Kürtçe bir okul oldu. Yüzlerce insan diyebiliriz ki Kürtçe okuma yazmayı dergi sayesinde öğrendi. Nûbihar dergisini takip ederek, devamında yazı yazarak yazar vasfı alan arkadaşlar var.”

2011’DE DERGİ,  DERNEKLEŞTİ

“Nûbihar dergisi halkası gittikçe geliştikten sonra arkadaşlarımızın genel yönelimleri, dergi kendi mecrasında yayın hayatına devam etsin ama bunun yanında dernekleşerek,  kurumsallaşarak bu faaliyetleri geniş kitlelere nasıl ulaştırabiliriz, nasıl aktarabiliriz yönünde oldu. 2011 yılında Nûbihar, Diyarbakır’da merkezi olmak üzere ayrıca Batman, Mardin ve Van’da da şubeleri olan dernekleşme sürecine girdi. Nûbihar bu üç büyük Kürt ilinde dernek olarak da faaliyetlerini sürdürmektedir. Nûbihar Kürt kültürü, Kürt Edebiyatı, Kürt Tarihi konusunda ve özellikle Kürt dili konusunda çalışmalar yürütmektedir. Derneğimiz Kürt tarihi, edebiyatı, kültürü ve dili konusunda Üniversite öğrencileri ve çocukları bilinçlendirmeye yönelik faaliyetler içinde olan bir dernektir.”

KÛRMANCÎ, SORANÎ VE ZAZAKÎ LEHÇELERİNİ ÖĞRETİYORUZ

“Kürt dili ile ilgili çalışmalarımız dergi ile birlikte başlamıştır. Derginin kurulması ile birlikte, dergi vasıtası ile ilk olarak Kürtçe alfabeyi öğreterek, o derginin girdiği bütün evlerde ve diğer yerlerde Kürtçe üzerinde çalışma şeklinde yoğunlaştık. Bunun ile birlikte aynı zamanda derdinin haricinde yüzlerce klâsik, Kürt edebiyatına ait klâsikler ve yeni eserler, modern eserlerde Nûbihar yayınları olarak yayınlandı. Dernek olarak, Nûbihar derneği olarak şu anda Kürtçenin, Kûrmancî, Zazakî ve Soranî lehçelerinde de kurslar açarak, dil çalışma atölyeleri açarak faaliyetlerimizi bütün şubelerimiz aktif olarak yürütmektedir. Bu güne kadar Nûbihar derneği olarak, Kürtçe öğrenen binlerce kişiye sertifika verilmiştir. Kürtçenin öğretilmesi, hayatta kullanılması konusunda elimizden geleni yapıyoruz. Derneğimiz tarafından, Kürt edebiyatı ile ilgili seminerler, paneller, sempozyumlar düzenlenmektedir. Kürt dilini sadece kurslarda öğretmenin yanında en son Eylül ayında dergimizin 21.  yılı münasebetiyle din dil ve kimlik konulu uluslar arası bir sempozyum düzenledik. Bu sempozyuma kırkın üzerinde akademisyen sunumlar yaptılar ve burada Kürt Dili konusunda özellikle Kürt dilinin insanlar üzerindeki etkisi din ile bağlantısı, kimlik ile bağlantısı konusunda da bir çalışma yapıldı. Bunların hepsini dil ile ilgili yaptığımız çalışmalardan sayabiliriz. “

KÜRT HALKINA HAKARET EDİYORLAR

“Ana dilde eğitim olmalı mı, olmamalı mı? Sorusunun ve tartışmalarının olmasını bile bir millete, bir halka hakaret olarak sayıyoruz. Onun için olmalı mı, olmamalı mı meselesi bir yana, Ana dilde eğitim hakkının tartışma konusu yapılmasını bile her şeyden öte hakaret olarak sayıyoruz. Bu konuda bizim referanslarımız Peygamber (sav)’in öğretisi ve Kur’an-ı Kerim öğretisidir. Biz bu öğretiyi Dinimizden alıyoruz. Burada dillerin, yani milletlerin dillerinin yasaklanmaması konusunda, o dillerle ilgili eğitimlerin rahatlıkla ve hiçbir sansüre, kısıtlamaya yer vermeyecek şekilde yapılması gerektiğine inanıyoruz. Nubihar olarak çıktığımız ilk günden bu güne kadar, Kürtçe konusunda yazan, çizen melelerimiz, Ahmedê Xanê, Melayê Cizîrî, Feqîyê Teyran’dan bu yana gelen bütün Kürt yazarlara, hepsine sahip çıkarak bu kültürün kendi diliyle yaşaması için elimizden geleni yaptık, yapıyoruz.  Kürtçe eğitim yapılması konusunda ki düşüncelerimizi de her plâtformda dile getiriyoruz.”

SAİD-İ KÛRDÎ BİR ASIR ÖNCE UYARMIŞ!

“Üstad Bediuzzaman Said-i Kûrdî, Medresetüz Zehra projesiyle 1900’lerde bile Ana dilde eğitimi muhakkak ve muhakkak Kürtler arasında devlet eliyle, özel sektörle değil, devlet eliyle yapılmasının gerekliliğinin şart olduğunu bunun yapılmaması halinde ileride felâketlere nasıl yol açacağı hususunda makaleler yazarak düşüncülerini dile getirerek bu fikirlerini toplumla paylaşmıştır. Bunun haricinde Kürtçenin, Anayasa ile güvence altına alınmasıyla ilgili tekliflerimiz Anayasa uzlaşma komisyonu üyelerine sunulmuştur. Görüş isteyen tüm kurumlara çözüm önerilerimiz ayrıca bildirildi. Bu basında da yer aldı. Şunu kısaca söyleyebiliriz Ana dil ile eğitim konusunu, kırmızıçizginin ötesinde tartışılmasını dahi abes olarak gördüğümüz bir husustur. Ana dilde eğitim ile ilgili şartların bir an önce oluşturulup, daha doğrusu hemen oluşturulup hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda kimseyle pazarlık yapılmaması ve hiçbir görüşün bile almaması gerektiğine inanıyoruz. Bu bir milletin hakkıdır. En doğal en tabi hakkıdır. Bu hakkın hemen verilmesi gerektiğine inanıyoruz. “

DEVLET AĞZI İLE KURDİSTAN DENİLMESİ ÖNEMLİDİR

“Çözüm süreciyle ilgili işin siyasî boyutu var. Birde gerçekten Kürt halkının geleceğiyle ilgili boyutları var. Biz siyasî kısmıyla ilgili pek ilgilenmiyoruz fakat Kürt halkını ya da Ortadoğu halklarını Türkiye halkını da ilgilendiren boyutuyla çözüm süreci geç kalınmış ama yerinde olan bir adımdır. Özellikle çözüm sürecinde bu işin aktörleri olan Sayın Abdullah Öcalan ve Devletin birlikte oturup müzakere etmesi veyahut müzakereye başlamaları iyi bir başlangıçtır. Şuanda silâhların susmuş olması, başlı başına bir güzelliktir. Bir olumlu hava vardır. Bu sürecin topluma yaydırılarak toplumun diğer kesimlerine de yaydırılarak ve muhakkak ve muhakkak mutabakata vardırılarak sonuçlandırılması gerekiyor. İstiyoruz ve diliyoruz ki, bundan dolayı hem geçen yıl ki süreçten başlayıp özellikle Newroz’dan sonra da ivme kazanan sürecin meyveleri olarak bir anlamda Başbakan’ın Diyarbakır’a gelip demokratikleşmeye yönelik özellikle sürece yönelik ve özellikle yine Kürdistan tabirini Devlet ağzıyla, Devlet erkânı ağzıyla, Başbakan ağzıyla dillendirmesi muhakkak önemlidir. Bu da çözüm sürecinin ne kadar anlamlı olduğunun göstergesidir. Fakat bu çözüm süreci bizi tembelliğe veyahut işi başkasına bırakmaya sevk etmemeli, aksine bu ortamda daha fazla katkı sunarak barışın tesisi, milletler ve halkların kardeşliği ve birliğinin oluşması için çalışmalar yapmalıyız. Bunlarla ilgili gündemler oluşturmalıyız, ihtiyacın ne kadar fazla olduğunu dile getirmeliyiz.”

SÜRECİN GECİKMESİ TÜRKLERİNDE ZARARINA 

“Bu konuda ben isim vermeden Kürdistan Federe Bölgesi Başkanı Sayın Mesud Barzani’nin Diyarbakır’da Belediye Başkanımızın onun onuruna verdiği yemekte bir devlet erkânıyla aynı masadayken ona şu soruyu sormuştum, bu Kürt ve Türk kardeşliği meselesini, nasıl karşılıyorsunuz dedim, dedi ki, çok çok geç kalınmıştır. Yani bu bilincin bütün devlet erkânında oluşması lâzım çok geç kalındı. Bu Kürtler ile birlikte Türklerin de zararına olan bir husustur yani şuana kadarki çatışma durumu inkâr politikaları, asimile politikaları, onların da zararına olan bir durumdu. Bu kardeşlik inşallah sadece Türkiye değil Orta doğu’nun da bir anlamda özgürleşmesine, demokratikleşmesine kendi kültürüne sahip çıkmasına fırsat verecektir. Çünkü barış süreci ortamında bütün güzellikler ortaya çıkar inancındayız.”

“EY GELÊ KÛRDAN, Dİ ÎTTİFAQÊ DE QUWWET HEYE”

Bir diğer husus, bu konuyla ilgili Serok Barzani Diyarbakır’a gelmişken, yemek esnasında kendisine bir tablo takdim ettik, bu tablo belki sembolik olarak ne anlam ifade ediyor diye merak edebilirsiniz. O tabloda 1908 yılında Üstad Beddiuzzaman Said’i Kurdi’nin, Kürtçe kaleme aldığı, gazetelerde İstanbul’da yayımlanan bir Kürtçe makalesidir.  Şu şekilde hitap ediyor Bediuzzaman,  o makalede, diyor ki, “Ey gelê Kûrdan, di îttifaqê de quwwet, di îttihadê de heyat, di birati yê de se’adet, di hukumetê de selâmet heye. ” .diye başlayan Kürtler arası ittifaka, birliğe, önem veren ve buradan mutluluğun çıkacağı selâmete ulaşacağımız konusunda Kürtlere hitap eden bir makaleydi. 1908’de yazılmasına rağmen, aynı şartlar bu yüzyılda da,  yüzyıl sonra da hala geçerlidir. Biz bunu hem Latin alfabesiyle, hem Arap alfabesiyle birlikte bir çerçevede kendilerine taktim ettik ve hatta bu değerlerin orada da tanınması anlamında Kürtler arasındaki birliğin sağlanması anlamında Üstad Bediuzzaman  hakkında Kürdistan’da Hewlêr’de  bu konuyla ilgili sempozyum yapılmasını talep ettik, kendileri de olumlu karşıladılar.

 

90’LI YILLAR!

1992 yılında dergimizi yayınlamaya başlamamızla birlikte özellikle Turgut Özal’ın o dönemde bir kanunî değişiklik yaparak, Kürtçe yayınlara bir anlamda izin vermesi, Turgut Özal’ın kendi çevresinde Kürtçe yayınların yayılması konusunda bir görüş hâkim olmasına rağmen, alttan özellikle cemaatler arasında Kürtçe konusunda yayın yapılmasıyla Kürtçülük yapıldığı yönünde itham edilme olayları başladı. Güvenlik güçleri konusunda ise yazı işleri müdürümüz Süleyman Çevik çok sefer asayiş birimlerine çağırılmıştır. Bu konuda aba altından sopa gösterme şeklinde veyahut engel olunarak zorluklar çıkarıldı. Yerelde ise, daha çok dergimiz kapalı devre dediğimiz yani bayiler aracılığıyla değil de çalışanlarımızın kendilerinin dağıtımı şeklinde olmuştur. Burada da birebir yerine göre elemanlara niye bu dergiyi dağıtıyorsunuz, bu neyin nesi şeklinde zorluklar çıkarılmıştır. Kürtçe olması başlı başına bir ön yargı zaten, hatta dergimiz, İslâmî Kürtçe dergi olduğundan daha fazla hain olarak görülebiliyorsunuz. Bu tür nazarlarla daha çok dergiye engel olundu. Dağıtım konusunda her yere ulaşılamadığı için ekonomik anlamda sorunlar yaşandı. Yayının Kürtçe olması zaten başlı başına dezavantaj demektir. Derginin satışı bu şekilde engellendiği zaman, her yere ulaşamadığı zaman, buda bir anlamda bir engeldir. Bunlara rağmen sağolsunlar özellikle yerelde dağıtıcılar bunu gönüllü olarak ulaştırmaya çalıştılar yılmadılar.
28 ŞUBAT!
1998’de özellikle, 28 Şubat’la birlikte baskılar hat safhaya ulaştı, dini kimliğimizin olmasından dolayı da direk fizikî değil ama etrafımızın sarılmasıyla, ötekileştirilerek baskıları hat safhaya getirdiler, Faaliyetlerimiz hakkında raporlar hazırlandı. Bunlar “Kürt İslâm Devleti” kurmak istiyor dendi, vakıfların kapatılması konusunda raporlar hazırlandı. Sahte bilirkişilerle, sahte şeylerle bu yola tevessül ettiler. Fakat Elhamdülillâh her şeye rağmen çok çok zor şartlarda da çalışılmasına rağmen dergi özelliğini kaybetmek istemedi, yayınlarına ara vermedi. Yayınına devam etmeyi başardı ve Bu yıla kadar da geldi.

Diyarbakır Haber Gazetesi 

http://www.diyarbakirhaber.com.tr/-ey-gel%C3%AA-k%C3%BBrdan-di-%C3%AEttifaq%C3%AA-de-quwwet-heye%E2%80%9D/HaberDetay/1773

Parbike

Comments are closed.