Nûbihar Derneği Genel Başkanı İle Röportaj

0

nuce_03042012-111115-1333444275_27Özgür Gündem gazetesinin Nûbihar Kültür ve Eğitim Derneği Genel Başkanı Av. Rauf Çiçek ile yaptığı röportajı yayınlıyoruz.

Kürtlerin İttifakı, Ortadoğu Barışının Anahtarıdır

Kürtler arası birlik çalışmaları hız kazanmış durumda. “Kolektif Akılla Birlik Toplantısı” sonrası Newroz’un yarattığı atmosferde Kürt yapılarına Kürtler arası birliği sorduk. Kürt siyasi oluşumları arasında Dicle Fırat Diyalog Grubu, ÖSP, TDŞK, KADEP, HAKPAR, NUBİHAR ve DTK temsilcileriyle görüştük. Görüşmelerimizde Kürt siyasi aktörlerinin birliğe dönük arzu ve isteklerini çok açık gördük. Dosyamızın bugünkü bölümünde Nubihar Kültür ve Eğitim Derneği Genel Başkanı Av. Rauf Çiçek ile yaptığımız röportajı yayınlıyoruz.

Yazı dizimizin Kürtler arası yakınlaşmaya katkı sunması dileğiyle…

Nubihar’ı bize tanıtabilir misiniz, çalışma alanınızda neler var?

– Nubihar Eğitim ve Kültür Derneği 2011 yılında kuruldu. Fakat asıl kökünü 1992’den beri Kürtçe yayın yapan Nubihar Dergisi çevresinin veya okurlarının oluşturduğu gruptan alıyor. Bir boyutuyla Nubihar Dergisi okurlarının veyahut gönüldaşlarının örgütlenmiş bir yapısı olarak niteleyebiliriz. İslam dinini esas alan, onun pratikleriyle hareket eden temsilcileriyiz, onun devamıyız.

Hangi ekoldan geliyorsunuz?

– Biz İslami esasta Kur’an ve sünnet geleneğinden gelen esası temel alıyoruz. Fakat son yüzyılda ise, Bediüzzaman SaidÍ Kürdi’nin ekolu yani İslam dininin yeni yorumlarını, düşüncesini, hareket tarzını esas alıyoruz. Bu çerçevede hizmetlerimizi vatandaşa sunmaya çalışıyoruz.

Kamuoyunda nasıl tanınıyorsunuz, siz hangi isimle biliniyorsunuz?

– Kamuoyunda Nurcu diyenler oluyor, Nubihar grubu diyenler oluyor. Genel olarak, Nubihar Çevresi diye, veyahut Zehra Grubu diye isimlendiriliyoruz.

Zehra Vakfı ile bağlantınız var mı?

– Yani organik herhangi bir bağımız yok. Fakat gönüldaşlık anlamında oradaki arkadaşlarla aynı fikri paylaşıyoruz. Yoksa Zehra Vakfı, 2000 yılından sonra, 28 Şubat sürecinden sonra devlet tarafından kapatıldı. AİHM’de yargısı devam ediyor. Mallarına el konuldu. Başkanı Melle İzzeddin Yıldırım şehit edildi.

Kürt sorununun çözümünde nasıl bir çözüm perspektifiniz bulunuyor?

– Kürt sorunundaki genel değerlendirmeniz biraz önce belirttiğimiz kaynağımız Kur’an ve sünnet uygulamasında, şuanda Müslümanların, genel olarak İslam ülkelerinin uyguladıkları değil, Kur’an ve sünnette geçen eşit kardeşlikten geçtiğine inanıyoruz. Arap’a, Acem’e, Türk’e sağlanan haklar ne ise, hiçbir şart ve çekince bırakılmaksızın tüm hakların Kürtlere de verilmesine inanıyoruz. Bu konuda duruşumuz çok nettir. Fehmi Şinnavi’nin “Ümmetin Yetimleri Kürtler” adlı bir eseri vardı. Orada dile getirdiği gibi Kürtler, eşitlik ve kardeşlik kavramlarından faydalanmamışlardır. Biz bu konularda diğer ümmetin ne hakları var ise, herhangi bir sorununun çözümünü beklemeksizin, işte silahların susması veyahut başka bir şeyin engel olmadan uygulanmasını diliyoruz. Bunun en basiti, “Kürdistan” dediğimiz Irak Kürdistan Federal Bölgesi’ndeki haklar belli oranda belli olmuştur. Diğer parçalardaki Kürtlerin de en az onlar kadar şuan beklenmeden haklarının verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Biz bu düşünceyi yıllarca, Bediüzzaman’ın dediğim düşüncesini esas olarak savunuyoruz. Zira Bediüzzaman SaidÍ Kürdi, bundan 100 yıl önce Kürtlere ciddi ve önemli şeyler söylemişti.

Bugün Bediüzzaman’ı bazı kesimler SaidÍ Nursi veya bazıları Kürdi olarak anıyorlar. Bazı kesimler Bediüzzaman’ın Kürdi niteliğini gizleyip iki yüzlü davranıyorlar. Sizse Bediüzzaman’ı Kürt sorununda referans noktası olarak savunuyorsunuz. Buna ilişkin ne düşünüyorsunuz?

– Biz SaidÍ Nursî ve SaidÍ Kürdi olarak anılabilir diyoruz. “Nurs” Bitlis’in bir köyüdür. Nursi de bize göre Kürdi bir tabirdir, herhangi bir sakıncası yok. Fakat kimliğinin bilinmesi açısından vurguluyoruz. SaidÍ Kürdi kendisi bizzat, Bediüzzaman SaidÍ Kürdi ve Nuris soyadlarını kullanmış yani bunu biliyoruz.

Kendisi Kürtlerin eğitimsiz bırakılarak geri bırakıldığını, bu eğitimsizliğin giderilmesi için de muhakkak okulların devlet vasıtasıyla açılması gerektiğini, bu okullarda anadilleriyle eğitimin yapılması gerektiğini, Kürtlerin de kendini milletler arasında tanıtıp ispatlaması gerektiğini, bunları Osmanlı devleti zamanında yapılması için çalışmıştı. Fakat maalesef Kürtlerle ilgili bunları talep ettiği için evvela tımarhaneye atılıyor.

Hangi padişah döneminde oluyor?

– Padişah Abdülhamit döneminde. Kürtlerle ilgili talepte bulunduğu için o zamanın Zaptiye Nazırı kendisini çağırıyor. Gel diyor, bir maaş bağlayalım, hatta seni Kürdistan’a vaiz yapalım. O da diyor ki, ben maaş dilencisi değilim. Buraya maaş bağlanmaya gelmedim. Ben milletimin hakları için geldim. Sizin milletimin haklarını öteleyip maaşımı dile getirmeniz bir sus payı mıdır? Diyorlar ki, sen padişah iradesini reddediyor musun? O da “evet reddediyorum” diyor. Bu deli diyorlar ve kurtulmak için tımarhaneye atıyorlar. Daha sonra, bir rapor hazırlıyorlar. Bir Ermeni doktorunu görevlendiriyorlar. Ermeni doktor raporunda, “bu deli ise dışarıda akıllı yok” deyince, bunu zindana atıyorlar.

Bediüzzaman’ın özellikle o dönemde dile getirdiği, Kürtlerin eğitimsizliği, fakirliği ve kendi aralarındaki ihtilaflarıydı. Bunlar giderilip millet bilinci yerleştikten sonra bu sorunun çözülebileceğini söylüyordu. Bediüzzaman bu sorunun milletin uyanması neticesinde çözülebileceğine inanıyordu.

Bediüzzaman’ın anlamı nedir?

– “Zamanın farklısı” demektir. Tabii kendisinin hocaları bu ismi layık görüyorlar.

1980’den önce Bediüzzaman’ın risalelerinin içeriğinde Kürdi ibarelerin bir nevi sansür edildiği söyleniyor, katılıyor musunuz?

– Bediüzzaman SaidÍ Kürdi’nin 1960’ta vefatından sonra, varisleri olan talebeleri tarafından eserleri bazı değişimlere gittiği, sansürlediği doğrudur.

Kimlerdir bunlar, isimlerini sıralayabilir misiniz?

– Genel ifade kullanabilirim. Cemaatler veya talebelerdir. Bizim tarzımız, hiçbir zaman başkasını yermekle veyahutonların kötülüklerini yere sermekle değil, kendi yaptıklarımızı saymak biçimindedir. 1980’lerden sonra, yeni bir yayınevi ile şuanda Zehra Yayınevi olarak devam eden yayıncıkla Bediüzzaman’ın eserlerini orijinal ve sansürsüz bir şekilde hepsi yayımlanıyor. İçinde Kürtlerle ilgili, münafıklarla ilgili, diğer devletin kendi tanımlarıyla ilgili, Cumhuriyet’teki tanımlarla ilgili hepsi basıldı. Şuanda yayımlananla piyasadakileri alıp okuduğunuzda farklılık ortaya çıkar.

Fakat son bir iki yıldır bazı değişimler oluyor. Risalei Nur yayıncılığı yapan diğer yayınevlerinden bazılarının eserleri olduğu gibi yayımlamaya başladıklarını görüyoruz. Bu da sevindirici bir şey. Artık Kürt ve Kürdistan kavramlarını kullanıyorlar.

Ama Zaman Gazetesi kullanmıyor…

– İnanın o gazeteyi izlemiyorum. Gülen grubunun ne tarz yayın yaptıklarını bilmiyorum.

Başkalarını eleştirmiyorsunuz yani?

– Genel olarak kendimizi anlatıyoruz.

O zaman kendinizi anlatınız. Süreli bir yayınınız var mı?

– Nubihar Derneği’nin herhangi bir yayını yok. Fakat desteklediğimiz veya gönüldaş dediğimiz Nubihar Dergisi’nden bahsedebilirim. Zehra Yayıncılık tarafından çıkarılan kitapları takip ediyoruz.

Şuan derneğinizin programında Bediüzzaman’ın söylediklerini belirtmiş misiniz, yoksa zımni olarak mı savunuyorsunuz?

– Derneğimiz her konuda açılım yapan bir dernek değil. Derneğimiz Kürt kültürü ve tarihi konusunda araştırmalar yapmak ve Kürt dili konusunda katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Nubihar Kültür ve Eğitim Derneği’nin Batman, Mardin ve Van’da şubeleri bulunmaktadır. Derneğimiz, belirttiğim konular üzerinde çalışıyor. Diğer konularda, Zehra Yayınları olsun, veyahut Nubihar Dergisi olsun onlarla gönüldaşlık boyutu ile bir bağımız var.

Derneğinizde çalışma yönteminizi nasıl yürütüyorsunuz?

– Özellikle Kürt dilinin yazılması ve okunması hususunda vatandaşlarımıza kurslar düzenlemek, bu konuda bilinçlendirmeyi asıl hedefimiz olarak önümüze koymuş bulunuyoruz. Kurslar düzenliyoruz, eğitimler veriyoruz. Bununla birlikte, yine Kürt diline, tarihine hizmet etmiş EhmedÍ Xanî, MelayÍ CizirÍ olur veyahut Kürt büyükleriyle ilgili semineler düzenleyip bir tarih bilinci oluşturup milletin bu değerler üzerinde düşünmelerini sağlamak, bunlarla ilgili çalışmaları destekleme çabası içindeyiz.

Arkadaşlarımız Kürtçe yayımlanan dergi veya gazetelerde yazılar yazıp bilgilendirmelerde bulunuyorlar. Asıl olarak Kürt dilinin yazma ve okuma boyutunun yaygınlaşması boyutunda çalışma yapmaktayız.

Kolektif Akılla Birlik Toplantısı’nda siz de bulundunuz. Anayasa için 4 maddelik ortaklaşılan öneriler vardı. Bunların imzaya açılması ve bir de komisyon kurulması vardı. Bu komisyon Kürt konferansına giden süreci koordine edecekti. Şuan bu konularla ilgili bir çalışmanız var mı?

– BDP çevresi bu 4 maddelik öneri paketini Newroz’da ilan etmişti. Bu paket zaten imzalanıyor. Bizim imza kampanyasıyla ilgili özel bir çalışmamız yok. Fakat anayasayla ilgili çalışmalar için bu maddeleri de kapsayan önerilerimizi, davet edildiğimiz Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunmuştuk. Bu 4 maddelik öneriyi tüm Kürtlerin ortak talepleri olarak istemiştik. Fakat bu 4 talep tüm Kürtlerin asgari olarak talepleridir. En basiti anadilde eğitimi esas alan talep Kürtlerin bir statüye kavuşması talebi, anayasal vatandaşlığı anlamında bir güvence alınmasıdır. Bunlar Kürt sorununun çözümünde karşı çıkılamayacak taleplerdir. Fakat komisyon kurulması ve ulusal konferansı koordine etmek amacıyla bir komisyon kurulacak.

Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunduğunuz öneriler içerisinde Kürtler için nasıl bir statü tanımlamıştınız?

– Biz özerklik, federasyon veyahut bağımsızlık gibi bir tanımlamaya girmedik, ama ademi merkeziyetçilik dediğimiz, yerinde yönetim şeklinde Kürtlerin kendi yaşadıkları bölgelerde toplumu hazırlayacak, zamanın özelliğine göre, yerinden yönetimin peyderpey Kürtlere devredilmesini esas alınması gerektiğini savunuyoruz. Fakat bunun şartları ne olur, nasıl olur, teknik hususular üzerinde oturup konuşulur, bir paydada anlaşılır.

Esas olan şu: Kürtlerin kendi bölgelerinde kendi kendilerini yönetmesi şarttır. Yani merkezi yönetimler, tek ulus, tek dil ile gitmedi, gitmeyecek de… Bu konuda en kısa zamanda bir çözüm bulunması gerekiyor.

Hükümet geçen gün iki gazeteci aracılığıyla yeni yol haritası veya stratejisi sızdırmıştı. Bunda Kürt sorununda ademi merkeziyetçilik de, demokratik özerklik de görünmüyor. Sadece Kürtçe seçmeli ders, bir de Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı’na koyulan çekince kaldırılıyor. Sizin ilk başta söylediğiniz Araplara, Türklere ve Acemlere tanınan tüm hakların Kürtlere de tanınmasını söylemiştiniz. Bu durumda ciddi bir çelişki var, kendi cephenizden buna nasıl bakıyorsunuz?

– Kürt sorununu Cumhuriyet’le yaşıt olarak görüyoruz. Bu sorunun iki tarafı var. Biri Türk devleti, ikincisi Kürt milletidir. Dönemsel olarak devletin farklı biçimleri olmuştur. Kürtler arasında da farklı olarak çözüm konusunda mücadele etmişlerdir. Cumhuriyet döneminden şimdiye kadar Kürt sorununun çözümüne ilişkin bir irade olduğuna inanmıyorum. Son sızdırılan yol haritası da tüm hükümetlerin denediği işte şiddetle, tasfiye etmekle, öldürmekle buldukları çözüm yoludur. Ve bu hiçbir zaman başarıya ulaşmamıştır. Bu şekildeki bir yol ile olmaz. Çözüm iradesi kiminle, ne zaman, nasıl görüşmeyi gerektiriyorsa, o iradeyi göstermek gerekiyor. Bu konuda şuna inanıyorum: Özellikle AKP hükümeti İmralı, Kandil ve BDP ile ilgili kendi aralarındaki sorunu kişiselleştirip sil baştan geriye dönüyor. Öyle görünüyor. Biz böyle düşünüyoruz.

Hükümet Newroz’un 21 Mart öncesinde kutlanmasını engellemeye çalıştı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Asıl Newroz günü 21 Mart’tır. Fakat bu o günle sınırlı bir kutlama değil, birkaç güne yayılan bir kutlamadır. Biraz önce söylediğimiz, hükümetin bu uygulaması şiddet ile çözümün bir parçası olarak karşımıza çıktı. Bence Ankara, kanaatime göre söylüyorum- Diyarbakır’da böyle bir kalabalığın kutlamaya katılacağını düşünemedikleri için güvenlik boyutuyla bunu engelleyeceklerini düşünmüşlerdi. Böyle bir politika inatlaşmayı getirir. Bu şekilde çözüm olmayacağı kesindir.

Newroz kutlamaları esnasında Batman’da Ahmet Türk yumruklandı, ardından Özgür Gündem gazetesi kapatıldı. Sayın Türk’e saldırı münferit miydi, yoksa planlı bir saldırı mıydı?

– Planlı olduğuna dair bir kanaatim yok ama şu kesindir ki, yukarıdaki politika ne ise, aşağıda da o olur. Hükümet olarak hoşgörüyü esas alırsanız alt kademedeki bir memurunuz böyle cesaret alıp hareket edemez. Bir vali, 72 yaşındaki Ahmet Bey gibi Türk ve Kürt kamuoyunda diyalogu esas alan bir kişi hakkında basın karşısına çıkıp “yalan” veya iftira şeklinde bir beyanda bulunamaz.

Özgür Gündem’in kapatılmasını da hakeza bu şekilde düşünüyoruz. Bir yıla yakındır yayın hayatına başlamıştı. O tarihten bu yana kapatılma cezası verilmedi de, neden tam da bu zamanda veriliyor? Yayın politikasında ne gibi bir farklılık vardı ki, böyle bir tutum alındı. Bu da devletin yeni yol haritasının yerele yansımasıdır.

Roboski Katliamı’nda yaşamını yitirenler için sivil şehit olarak tanımlanacağı bir yasa çıkarılıyor. Bunu nasıl buluyorsunuz?

– İşin doğrusu vicdanen rahatsız ediyor. Kürtlere uygulanan zulmün en son örneğidir. Bu gerçeklerle yüzleşmeyip “sivil şehit” ilan etmeyi çok sağlıklı bulmuyorum. İleride vicdanları rahatsız olabilecekler de bu tanıma girebilecekler. Sorunun esası görülmeden bu tür makyajlarla geçiştiriliyor.

Bediüzzaman’ın da dediği gibi Kürtler arası ittifakın olanakları nedir?

– Kürtlerin ittifakı, Ortadoğu’da oluşabilecek bir barışın anahtarıdır. Kürtlerin ittifakı konusunda Bediüzzaman’ın öğretilerinde ittifaka çok büyük bir vurgu var. İttifakın da birbirlerini tanımalarıyla olabileceği belirtiliyor. Birbirleriyle var olan sorunları bir araya gelip medenice konuşmalarını savunuyoruz.

Hiçbir grubunu kendi ideolojisini dayatmasını doğru bulmuyoruz. Önemli olan milletin özgürlüğüdür. Bu amaçla yapılacak birliktelik çalışmalarında bulunacağımızı geçen yılın eylülünde yapılan konferansta deklare etmiştik.

DTK’yi biliyorsunuz, içinde farklı yapılar var. Kürtlerin çatısı olabilir mi, siz de orada yer almayı düşünüyor musunuz?

Tüm Kürtleri temsil edecek bir çatı yapısına ihtiyaç olduğuna inanıyorum. İleride gruplar arasında bu türden bir fikir olgunlaşırsa, böyle bir yapı oluşturulabilir. Fakat şuanda DTK’nın ciddi bir temsiliyeti varsa da, bu anlamda bir kurumlaşma göremiyorum.

Bu söylediklerimi Nubihar Derneği adına konuşuyorum. Fakat sorularınızın bazılarını başka bir kimlikle cevaplandırabilirim. Bu da bu sohbetimiz içinde olmaz.

Vedat ÇETİN | http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=35056&haberBaslik=K%C3%BCrtlerin%20ittifak%C4%B1,%20Ortado%C4%9Fu%20bar%C4%B1%C5%9F%C4%B1n%C4%B1n%20anahtar%C4%B1d%C4%B1r&categoryID=7&action=haber_detay&module=nuce

Parbike

Comments are closed.