“KÜRTLER, TÜRKLERLE AYNI STATÜYE SAHİP OLMALI”

0

Guneydoğu Güncel Gazetesinin;derneğimizin genel Başkanı Sayın Av.Rauf ÇİÇEK’ le yaptığı röportajı aynen yayınlıyoruz:

“Bizi ilgilendiren boyutu, halkı ilgilendiren boyutu onların anlaşması bağlı olmayan taleplerdir. Kürt kimliği dedik. Anadilde eğitim dedik. Çözüm sürecine bağlı olmadan bunların yapılması gerekiyor. Silahsızlanma, geri çekilmeyle ilgili şartları biz de bilmiyoruz. Açıklanmamış. Neler konuşulduğu gizlidir. Bunun için fikir yürütmemiz doğru değil. Asıl olarak Kürtler var. Hakları Devlet tarafından kısıtlanan halklar var. Bu hakların verilmesi gerekiyor. Çözüm süreci olsun yada olmasın Kürtlerin haklarının verilmesi lazım. Anadilde eğitim, kimliğin verilmesi lazım. Kürtler kendi bölgelerinde yerel yönetim bazında kendilerini yönetmeli.”

Bu haftaki ‘Pazartesi Sohbetleri’ konuğumuz, Nûbihar Eğitim ve Kültür Derneği Genel Başkanı Av. Rauf Çiçek. Çiçek ile Kürt sorunu ve çözüm sürecini konuştuk.

 –Dernek hakkında bilgi verebilir misiniz?

-Nübihar dergisi çıkaranlar olarak, dergi çalışmalarımızı 2011 yılında dernekleşerek devam ettirmeye başladık. Genel merkez olarak Diyarbakır, Batman, Mardin ve Van’da şubelerimiz var.

-Çalışmalarınız nelerdir?

-Derneğimizin çalışmaları, insanımızdır, kültürümüzdür, tarihimizidir, coğrafyamızdır. Halkımızı bu konularda bilinçlendirmek, geçmişle bağını koparmadan, geleceğe hazırlamaktır. Bunu yaparken, yayınlarımız üzerinde çalışma yapıyoruz. Kürtçe yazılılar konusunda yüzyıllardır ihmal edilmiş. Kürtçenin yazı olması konusunda taban oluşturmak, öğrencileri bu konuda akademik şekilde bilgilendirmek için çalışma atölyelerimiz var. Kürtçenin Kurmanci ve Zazaki lehçelerinde, talep olursa imkanlar doğrultusunda Sorani lehçesinde çalışmalar yapıyoruz. Seminer ve sempozyum çalışmalarımızla halka ulaşmaya çalışıyoruz.

-Kürtçenin üzerinde baskı olduğunu söylediniz. Neden?

-Kürtçe Osmanlı döneminde resmi anlamda destek görmediği için gelişmemiş. 1500’lerde Ahmedi Hani, Mele Cezeri, Feki Teyra’nın yazdığı eserler, halk arasında meşhurdur. Kürtçe üzerinde son 100 yılda çalışmalar yapılmıştır. Ama Osmanlı parçalanmış, bununla birlikte Kürtler de 4 parçaya ayrılmıştır. Cumhuriyetle birlikte inkar edilen bir dil konumuna getirilmiştir. Sadece ispat etme konusunda çalışabilmiştir. Son 20 yılda ve başlatılan çözüm süreciyle yazılı edebiyatta gelişmiştir. Kuzey Irak ve Rojava’da yasaklanmamıştır. Maddi imkanlar sağlanmadığı için geri kalmıştır. Devlet politikaları, hakimiyet meseleleri, özellikle iç güvenliği sağlamak amacıyla Kürt milleti inkar edilmiştir. Kürt dili bununla birlikte inkar edilmiştir.

-Kürt dili son yıllarda yapılan çalışmalarla itibar elde etti mi?

-Mecburi kabullenme olarak görüyorum. İnkar politikası yürüten anlayış Türkiye’de hala hakim, basın yoluyla olsun, parti programlarında olsun, bazı bulundukları stratejik konumlardan dolayı, Kürtleri tekrar yanlarına çekme konusunda Kürtçeyi çok cılız bir söylemle kabulleniyorlar.

-Türkiye’de 20 milyon Kürt yaşıyor. Bir dil var. Bir halk var. Niye mecburi kabul ettiler?

– Artık bu inkar edilemez. Teknolojinin gelişmesiyle, bilgi ulaşımının sağlanmasıyla, bu anlamda mecbur kalmışlardır. Kürtlerin Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar verdiği mücadeleler var. Şeyh Said isyanı, bu dersim isyanı olsun, daha sonra aydınlar hareketi olsun, 1990 yıllarda sol derneklerin yaptığı çalışmalar olsun, PKK harekatı olsun ve siyasal yapıda devam eden Kürt partileri var. Bu Kürt kurumlarının mücadelesiyle olmuş. Kürtlerin özverili fedakar çalışmaları sonucu olmuştur.

-Kürtçe seçmeli ders oldu. Resmi televizyon açıldı. Kürtçe önünde engeller bir nebze de olsa kalktı. Ama eksik olarak görülüyor. Neler yapılamalı?

-Kürtçenin resmi dil olarak kabul edilip, anadilde eğitim verilmelidir. Bunun anayasal güvence altına alınması gerekiyor. Bunlar sağlanmadığı müddetçe diğerleri geçici tedbirlerdir. Kürtler anayasada tanınmadığı müddetçe diğerleri bize göre geçici tedbirlerdir. Kürtler bu ülkede Türklerle birlikte asli unsurdur. Kurulmasında yer almışlar. Anayasa toplumsal sözleşme olduğu için Kürtler orada yer almalıdır. Nasıl Türkler yer alıyorsa, Kürtler de yer almalıdır. Araplar, Çerkezler vardır. Ama asli değillerdir. Asli unsur olan hakların anayasada tanınması gerekiyor. Kürtlere anayasal statü verilmelidir.

-Dersim Katliamıyla ilgili CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu özür diledi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Halk ve CHP açısında olumlu bir gelişme. Bizim açımızdan bu şekilde dile getirilmesi desteklenmesi gereken bir çalışma. Hükümet bazında söylenecek şeylerden ziyade, Kürt kimliğinin tanınması, anayasal güvence altına alınması özellikle anadil eğitiminin biran önce yapılması lazım. Diğerleri bundan sonra atılacak adımlardır.

-Şeyh Said’in ismi Dağkapı Meydanı’na verildi. Adına bir cami yaptırıldı. Resmiyette kabul edildi. Bunun için neler söylemek istersiniz?

-Bunlar yerel yönetimlerin yaptığı çalışmalar. Hükümet ve devlet nezdinde yapılmış bir şey değil. Bununla ilgili olumsuz bir sonuç çıkmazsa önemlidir.

                    “ÇÖZÜM SÜRECİ AĞIR İLERLİYOR”

-Sizce Türkiye geçmişiyle yüzlemeye doğru gidiyor mu?

-Hükümetin son adımları ve çıkışları, sadece Kürtler için değil. Ermeniler, dindarlar var. Son dönemlerde söylemleri, özür beyanları ve çözüm süreci bir istemin olduğunu gösteriyor. Bu şartların ve konjektörün sonucu da olabilir. Ya da Devlet artık değişiyor sonucu da olabilir. Beyan var. Bu beyanlar ne kadar hayata geçti? Bu konuda sıkıntı var. Halen işin başındayız. Çözüm sürecini örnek verirsek; çözüm süreci ağır ilerliyor. 2011’de biteceği söyleniyordu. Daha sonra geçen yıl Eylül ayında bitecekti. Fakat her zaman bazı söylemlerle erteleniyor. Şunda tekrar bir bocalamaya girildi. Bozma aşamasına geldiği söylendi. Son beyanlarla tekrar devam ediyor.

-Neden ağır ilerliyor?

-Biz şuanda bunu söylemiyoruz. 1990 yılından beri söylüyoruz. O dönemde basın yoluyla bunu dile getirdik. Bu çözüm süreci şimdi değil. 1990’larda başlanması gereken bir konudur. Ama ne zaman başlarsa başlasın bunun sonuçlanmasını istiyoruz. Zira ne kadar uzarsa provokatif olayları getirecek. Tekrar sekteye uğramasına neden olacaktır.

-Sizce bu süreçte atılacak ilk adımlar nelerdir?

-STK olarak bakıyoruz. Devlet ve silahlı güçlerin kendi aralarındaki anlaşmaları, müzakere süreçlerine bakmıyoruz. Bu iki tarafı ilgilendiren bir olaydır. Silahsızlanma, geri çekilme onları ilgilendiren bir konudur. Bizi ilgilendiren boyutu, halkı ilgilendiren boyutu onların anlaşması bağlı olmayan taleplerdir. Kürt kimliği dedik. Anadilde eğitim dedik. Çözüm sürecine bağlı olmadan bunların yapılması gerekiyor. Silahsızlanma, geri çekilmeyle ilgili şartları biz de bilmiyoruz. Açıklanmamış. Neler konuşulduğu gizlidir. Bunun için fikir yürütmemiz doğru değil. Asıl olarak Kürtler var. Hakları Devlet tarafından kısıtlanan halklar var. Bu hakların verilmesi gerekiyor. Çözüm süreci olsun yada olmasın Kürtlerin haklarının verilmesi lazım. Anadilde eğitim, kimliğin verilmesi lazım. Kürtler kendi bölgelerinde yerel yönetim bazında kendilerini yönetmeli.

-Kürt sorununun bir parti ve örgüt üzerinden yürütülmesi yanlış mıdır?

-İki konuyu ayırmak lazım. Silahlı güç olayı var. Şuanda Kürtler adına hareket eden gerçekten büyük sempatizanı olan bir örgüt var. Şuanda Kürdistan dağlarında yer alıyor. Bunların lideri İmralı’da esir durumda. Silahsızlanma, güvenlikle ilgili sorunlarının konuşulması için muhatap odur. Bunu gelip STK üyeleri ile konuşamazsınız. Ama Kürt milletinin hakları noktasında, başkasıyla bir pazarlık olmaması gerektiğine inanıyorum. Türklerin ne hakkı varsa, Kürtlerin o hakları olması gerekiyor. Fikirler alınması, görüşlerin alınması lazım. Anayasa komisyonu oluşturulduğunda, tüm tarafların görüşlerinin alınacağı bir komisyon oluşturulur. Anayasal sözleşmede bu sağlansın. Daha sonra alt yapılara ulaşır. Muhakkak tüm Kürtlerin taleplerinin ne olduğunun bilinmesi bunun için adımların atılması gerekiyor.

-Mutabakat nasıl sağlanabilir?

-Bu bilinç olayıdır. Bilinci sağlamak kolay değil. Devletin içinde ve dışarıdaki bazı yapıların bunun sağlanmaması için uğraştığını biliyoruz. Ayrışma olsun, her kafada farklı bir ses çıksın, farklı çıkan sesler ile mutabakat sağlanmasın. Böyle bir çalışma da var. Kürtler arasında mutabakat bilinci sağlanmadığı vakit bu yapılar daha rahat hareket edebiliyor. Bozguna uğratabiliyor. Bu nasıl olabilir? Deyimler kullanılarak sonuca varılabilir. Bu sonuçsuz, çözümsüz bir olay değildir. Daha önceki denenmişleri deneyelim, ya da oturursunuz, konuşursunuz. Akil İnsanlar heyeti toplumda bilinç oluşturmak için yapılan bir çalışmadır. Bunlar birer mutabakattır.

Kürt ve PKK sorununun birbirinden ayrılması mı gerekiyor?

-Türk milletinin ne hakları varsa, Kürtlerin de o haklarının olması lazım. Kürt sorununu PKK sorunu olarak görüyorsanız, bu doğru olmaz. Kürtler için bir şey yapılmadı. Anayasada bir hak verilmedi. PKK sorunu ise iki taraf arasında mutabakatla olur. Eğer onların başka talepleri varsa, marjinalleşir halk tepkisini ortaya koyar. Kürt sorunu çözülmediği için sorunlar yaşanıyor. Kürt sorunu çözülmediği için 6-7 Ekim olayları yaşandı.

-Çözüm süreci diyoruz. Rahatlama getirdi. 6-7 Ekim oylarını yaşadık. Daha sonra askerler öldürüldü. Siviller öldürüldü? Bunun için neler söylemek istersiniz?

-Bu sorunu çözmeyi istiyorsanız, bu tür provokasyon olaylarının, daha büyük olayların oluşacağını göz ardı etmemeniz lazım. Kimlik bilinci oluşmuş, hakların elde edilmesi bilinci oluşturulmuş. Bundan dolayı bu sorunun biran önce çözülmesi gerekiyor. Zamana yayıp uzamaması gerekiyor. Eğer sorun uzarsa bu tür provokatif olaylar da olur. Uzarsa daha büyük olaylara gebedir. Çözüm süreci böyle bir şeydir. Eğer süreci başlatırsanız, mutabakatsız, halkın kabul edeceği bir zaman dilim yoksa, belirsizleşir, hiçbir şey beklenmez. Bunu herkes kullanır. Ne kadar erken sonuçlanırsa, oradan nemalananların önü alınır. Bundan dolayı önünün alınması lazım. Beklemediğiniz anda farklı olaylar olabilir. Bu sürecin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. Bu kullanılabilir. Bu süreci kullanan Devletin içindeki yapılar da olabilir. Örgütün içindeki yapılar da kullanabilir.

-Çözüm süreci barışa ulaşır mı?

– Her iki taraf, çözüm sürecine hem mecbur, hem mahkumdur. Bundan dolayı bunun sonuçlanması gerektiğine inanıyorum. Çözüleceğine de inanıyorum. Bu nasıl olur, nasıl çözülecek. Kestiremeyebiliriz. Ama bu sorun çözülecektir. Bu artık Türkiye’nin sorunu değildir. Bu bir Dünya sorunudur. Bu Dünyaya hüküm sürenlerin sorunu haline gelmiştir. Bizim gibi güçlü toplumlarda bu tür yasalar sürekli zarar verir. Şiddet olaylarından sonra, çıkarılan yasalar daha sonra zarar verdi. Devlet biraz fevri davrandı. Bu yasa zarardan başka bir şey vermez. Bu uygulayan yanlış uygulayıcılar tarafından kötü sonuç doğurabilir. Devlet dikkatli davranmalıdır.

-Andımız kaldırıldı. Siz Andımızın kaldırılması için resmi Başvuru yapmıştınız. Bir sonuç çıktı mı?

-Mazlum-Der programında 3 arkadaş kendi çocuklarımız için başvuru yapmıştık. Danıştay tarafından reddedildi. Şuan dava Yüksek Daireler Kurulunda halen devam ediyor. Andımız kaldırıldı. Ama dava devam ediyor. Yargı ne kadar geç gidiyor. Toplumla ilgili bir duyarlılık olmadığını gösteriyor.

-Şuandaki Türk yargısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Adaletin olmadığı bir yargı sistemi var. Bu yıllar önce de böyleydi. Şimdi de böyledir. Düzelir mi? Benim umudum yok. Karar verdiği zaman adaletsizlik var. Birileri istisna olması gerekirken, masum insanlar içerde, masum olmayan dışarıda. Haklı olup haklarına kavuşmayan birçok insan var. Haksız olup bu vasıtayla hak sahibi olanlar var. Adalet olmadığı için bunlar yaşanıyor. Hem ceza, hem hukuk davalarında hukuksuzluk yaşanıyor. Türk yargısı adil değildir. Fakat yargı sisteminin düzelmesi toplumsal bilincin, adalet bilincinin yerleşmesi gerekiyor.

Röportaj: Mehmet KAYAHAN

guneydoguguncel.com

Parbike

Comments are closed.