Suriye İçin Adalet ve Barış Çağrısı
“Sizi taife taife, millet millet, kabile kabile yaratmışım, tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimaiyeye ait münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muavenet edesiniz. Yoksa, sizi kabile kabile yaptım ki, yekdiğerinize karşı inkârla yabanî bakasınız, husumet ve adavet edesiniz değildir.”
(Hucurat 13’ün kısa meali)
“Zulümden sakının; çünkü zulüm kıyamet günü karanlıklardır.”
(Hz. Peygamber s.a.v.)
Büyük buhrandan kurtulmaya çalışan Suriye’de, yaşanan son gelişmeler, tarihsel arka planı olan kimi sorunların derinleşmesine yol açmaktadır. Eski rejimin devrilmesiyle adalet ve temsil açısından önemli bir imkana kavuşan Suriye’deki etnik ve dini yapılar, tekçi dayatmalarla yeniden bir kurumsal adaletsizliğe sürüklenmemelidirler. Bu bağlamda İslamiyetin ve evrensel insani değerlerin bütün milletlere tanıdığı hak ve hürriyetlerden hiçbir kesim yoksun bırakılmamalıdır. Sorunlar adalet, hakkaniyet ve barış ilkeleri temelinde; bütün halkları kuşatan adil bir Ortadoğu perspektifiyle ele alınmalıdır. Müşterek bir gelecek ve saadet ancak bu şekilde inşa edilebilir.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi, ırkçılığı ve istibdadı alem-i İslamı içten içe çürüten iki temel hastalık olarak teşhis eder. Asya’nın bahtını açacak anahtarın ise meşveret, müzakere ve sahici diyalog olduğunu vurgular. Aksi yaklaşımların kaçınılmaz sonucunu da şu iki tespitle özetler:
– “En ziyade birbirine muhtaç ve birbirinden mazlum ve birbirinden fakir ve ecnebî tahakkümü altında ezilen anasır ve kabail-i İslâmiye içinde, fikr-i milliyetle birbirine yabanî bakmak ve birbirini düşman telâkki etmek öyle bir felâkettir ki, tarif edilmez…”
– Aheri (ötekini) yutmakla beslenen unsuriyetin ve menfi milliyetin -yani ırkçılığın ve ötekine düşman milliyetçiliğin- şe’ni (kaçınılmaz neticesi) müdhiş tesadümdür..-yani dehşet verici çatışmalar üretmektir-.
Genel çözümü ise Bediüzzaman şu ilkesel çerçevede formüle eder:
“İman bunu iktiza ediyor ki; tahakküm ve istibdat yoluyla başkasını tezlil etmemek, kimseyi zillete düşürmemek ve zalimlere karşı da tezellül etmemek…”
Bu noktada özellikle Kürtlerin yaşadığı krizi doğru okumak gerekir. Bu sorun, Birinci Dünya Savaşı sonrasında özellikle Kürdistan hinterlandında uygulanan paylaşım ve tahakküm politikalarının doğurduğu ağır ve tarihsel bir sorunun devamıdır. Batı emperyalizminin ürettiği bu yüzyıllık trajedinin sorumluluğunu, tekçi ulus-devletler devralarak adaletsizliği ve ifsadı sürdürmüşlerdir. Yeni Suriye’nin ruhu; İslamiyet ve insaniyetle bağdaşmayan bu zihniyete karşı, başta Kürtler olmak üzere tüm millet ve toplulukların onurunu, varlığını ve statüsünü hukuk zemininde güvence altına alabilecek ve bu tarihsel ayıbı telafi edebilecek bir iradeyi temsil etmelidir.
Suriye’de kalıcı barış ve istikrarın tesis edilmesi için tüm tarafların sorumluluk bilinciyle hareket etmesi; her türlü şiddetin ve saldırganlığın kesin biçimde reddedilmesi; çatışmalar nedeniyle yerinden edilen, iç göçe zorlanan ve ağır kış şartları altında yaşam mücadelesi veren sivillerle dayanışma sergilenmesi zorunludur.
Komela Nûbiharê
